
BASIN YAZILARI


Kuantum Düşünce Sistemi ile mucizeler gerçek olabilir mi?
www.news4mind.com
Bazı hayallerimiz neden gerçeğe dönüşmüyor?
www.medyakoridoru.com
Kuantum Düşünce Sistemi, gelecekte olmasını istediğimiz hayallerimiz, kendimizde görmek istediğimiz özellikler hakkında; hayaller, sesler ve duygularla oluşturulan bir düşünce biçimi. Bilinçaltımız, hayatımızı %90 etkilerken, bilinç dediğimiz alan ise sadece %10’luk bir alan. Yani bilinçaltımız neye inanırsa gerçekliğimiz o oluyor. Bu düşünce biçimi bizim hücresel bellek düzeyimizi, bilinçaltımızı ve tüm hayatı etkileyerek zincirleme reaksiyonlara neden oluyor.
Kuantum Düşünce, üst nitelikli bir düşünme biçimidir. Bilinç düzeyinde yaptığımız yani %10’luk alandaki düşünce biçimleri kendisini tekrar eden, etkisiz ve sınırlı enerjilerdir. Değiştirme ve oluşturma güçleri yoktur. Daha çok kaygı, kuruntu, birbirini çağrıştıran zincirleme hayaller biçiminde akar. Oysa Kuantum Düşünce; derin düzeyde, atom altı alanda etkili olabilecek tarzda bir yaratıcı düşünme biçimidir. Özel bir bilinç düzeyine girerek, özel olarak kurgulanmış sözel ve imgesel oluşumları içerir. Bu düzeyde insan, kendi hayatının efendisi durumuna geçer. Kişi, varlığını sürdürmesini sağlayan ortak enerjiyle iş birliğine girdiğinde, tek bir “kişi” olmanın sınırlı olanaklarını aşar, “bütün”ün gücüne ulaşır. Bu durumda da gücünüz tabii ki bütünün gücüne eşit olacaktır.
Ne düşünürsek onu yaşarız
Bireylerin bilinçaltı düşünce kalıplarını değiştirmek bazen uzun sürebilir, çünkü bilinç, tutucu bir yapıya sahiptir ve yeni gelen mesajları kabul etmesi uzun sürebilmektedir. Özellikle bireyin kendisi ile ilgili değiştirmek istediği bir özelliğin kalıcı olabilmesi için bilinçaltında yatan temel söylemlerin değişmesi gerekir. Aksi takdirde birey, hevesle başlayıp, kısa bir süre devam eden değişimlerle yetinmek zorunda kalır. Örneğin, kilo vermek için bir heves diyete başlayıp bir süre sonra vazgeçenleri hatırlayın.
Bilinçaltı düşünce kalıplarının değiştirilmesi, aslında, bireyin kendisine ve dünyaya bakış açısını yeniden yapılandırmaktır. Örneğin, “Ben değersizim” ya da “Ben yeteneksizim” düşünce kalıbı bilinçaltında yer etmiş bir kişinin, her zaman başkalarının onayını araması ve sonuç olarak hayatta pasif, özgüveni olmayan, karar veremeyen, liderlikten uzak biri olması çok doğaldır. Genelde bireyler bunu inkâr etse de var olan durum, bilinçaltında yatan düşünceyi doğrular.
Düşündüklerimizi yaşıyorsak, düşündüklerimiz bizi biz yapıyorsa, olumsuzluklarla dolu bir bilinçaltı ile başarıya ve mutluluğa ulaşmamızın ne kadar imkânsız olduğu çok açıktır. Olumlu düşünce kalıplarının doğrudan bilinçaltı tarafından edinilmesi, bireyin arzu ettiği pozitif değişimi kısa sürede kalıcı olarak değiştirmesi ise bir mucize değildir. Beynin büyüleyici gücünü, bireyin lehine çevirmektir.
Bizler mutlak gerçeklerin var olduğu bir dünyada, gerçeklerin peşinde koşan varlıklar mıyız, yoksa gerçekleri üreten, ürettiği gerçekleri yaşayanlar mıyız?
Kuantum Düşünce, hayatımıza daha çok bolluk ve bereket çekmemizi de sağlar. Kendimizle ilgili derin içsel vizyonumuzu değiştirdikçe daha çok bolluk hayatımıza akmaya başlar. Genel anlamda zenginlik, sahip olduğumuz şeylerle ruhsal varlığımıza kattığımız değerler arasındaki dengeyi anlatır. Çok paraya sahip olmak tek başına zenginlik işareti olmayabilir. Önemli olan bu parayla ne yaptığımızdır. Daha çok kahkaha, daha çok dostluk, daha çok sevgi, daha çok deneyim ve daha çok hayır üretebiliyorsak işte o zaman zenginiz demektir. Özetle, Kuantum Düşünce Tekniği, yaşamın temel amacı olan sevinç duygusunu yüreğimizde hissetmemiz için bize imkânlar sunar.
Kuantum Sıçrama nedir?
Bir insanın mevcut durumundan, hem maddesel olarak hem düşünce bazında farklı bir alana evrimleşmesidir. Suya ısı uygulandığında nasıl buhar oluyorsa ya da ısısında oynama yapılınca buza dönüşüyorsa bu durum Kuantum Sıçrama olarak yorumlanır.
Kuantum Düşünce Tekniği’ni herkes uygulayabilir mi?
Siz; sınırlayıcı, engelleyici düşünce kalıplarınızı fark edip bunları değiştirip dönüştürmeye istekli ve bu durumun değişeceğine olan inancınız çok yüksek olduğunda değişim o dakika başlar. Değişim içeride başlar, dışarıya yansır. Bu anlamda herkes bu düşünce sistemini uygulayabilir. Nereden başlaması gerektiğini bilmeyenler ise bir uzmandan destek alarak, kendini keşfetme yolculuklarına başlayabilirler.
Kuantum Düşünce Tekniği, pratik olarak hayatımıza ne gibi yararlar sağlar?
Kuantum Düşünce, sağlıklı ve güçlü bir beden için de uygun bir zemin hazırlar. Çünkü, bizim düşünce ve duygularımız doğrudan bedene etki yapar. Düşüncelerimiz, duygularımıza dönüşür ve duygularımız da direk bedenimize yansır. Beden dediğimiz şey aslında bir enerji ve frekanstır. Kendinizi bir radyo istasyonu gibi düşünün, gün içinde ne yayın yapıyorsunuz? Değersizlik, yetersizlik, güvensizlik yayını yapıyorsanız, size bu duyguları yaşatacak olayları ve durumları kendinize çekersiniz. Benzer enerjiler benzer enerjileri çeker. Her şey farkındalıkla başlar ve Kuantum Düşünce Sistemi’nin farkında olan ve bunu hayatına uygulayan kişi; iş, ilişkiler, sağlık, aklınıza gelen birçok konuda değişim yaşar. Yaşadığı kısır döngüden çıkar, hayatında mucize diye adlandırılan şeylere tanık olup bunları yaşamaya başlar.
Ne kadar istesek, çabalasak da bazen hayallerimizi gerçekleştiremiyoruz. Tam “Yaklaştım” dediğimiz noktada hedefimizden uzaklaşabiliyoruz. Bu durum da bizi doğal olarak mutsuzluğa itiyor. Son aylarda yaşadığımız pandemi süreci bu mutsuzluğu ve olumsuz havayı daha da arttırıyor. Peki, nedir bunların sebepleri? Elimizden geleni yaptığımız halde neden olmuyor, olduramıyoruz?
Bizlerin de etrafımızda gördüklerimizin de kendine ait bir enerjisi olduğunu anlatan Cosmos Eğitim ve Danışmanlık firmasından Enerji Terapisti Zehra Köse, “Dolayısı ile kendimize ait bir titreşim seviyemiz ve bir çekim alanımız var. Aynı şekilde hayal ve hedeflerimizin de birer titreşim seviyesi ve çekim alanı var. Bu titreşim seviyesine rezone olduğumuzda, yani uyumlandığımızda, bu isteklerimizi kendi hayatımıza çekeriz. Titreşim seviyemiz ne kadar yüksekse ve çekim alanımız ne kadar geniş ise hayallerimize kavuşmak da bir o kadar kolay ve hızlı olur” dedi.
Kısır döngüde enerjimiz düşer
Titreşim seviyemizi yükseltmek için öncelikle her şeyde olduğu gibi yükselmek için bizi aşağıya çekenleri bırakmak ve hafiflemek gerektiğini belirten Köse, “Bu bazen bir kişi, bir nesne, bir iş ya da bir ilişki olabilir. Bize iyi gelmeyen ve mutsuz hissettiren her şey aslında bir yüktür ve bu yükler maddi yüklerden daha çok geçmişten bugüne getirdiğimiz düşünsel ve duygusal yüklerimizdir aslında” açıklamasını yaptı.
Köse, bahsettiği bu yükleri şöyle sıraladı:
-
Korkularımız ve kaygılarımız,
-
Öfke, nefret duyduklarımız ve affedemediklerimiz,
-
Suçluluk hissettiklerimiz ve hazmedemediklerimiz,
-
Kabule geçemediklerimiz ve direndiklerimiz,
-
Olumsuz düşünce ve inanç kalıplarımız,
-
Güvensizlik ve özgüven eksikliği,
-
Kendimizi ifade edemediklerimiz,
-
Utanç ve pişmanlıklar,
-
Yetersizlik ve değersizlik duygularımız.
Bu duygusal yüklerin bilinçaltı dediğimiz alanda ve birçoğunun çocukluktan bugüne getirdiğimiz çok eski kayıtlara ait olduklarının altını çizen Köse, “Bunları taşıdığımız sürece, gerçekliğimiz hep bu duyguların yani geçmişin tekrarı şeklinde bir kısır döngü yaratır. Bu döngü içinde yaşarken enerjimiz çok düşer ve bu düşük enerji ile hayal ettiğimiz şeylerin enerji seviyesine ulaşma ihtimalimiz de zayıflar” ifadelerini kullandı.
Kalbin rezonansı, zihinden 60 bin kat fazla
Hayallerin gerçekleşip gerçekleşmeyeceği konusunda duyduğumuz kaygı ve korkular, değersizlik ya da layık olmadığını düşündüren ego yapımızın bizi bu hayallerden yavaş yavaş uzaklaştırdığını söyleyen Enerji Terapisti ve Yaşam Koçu Seçkin Zenginler de “Kalpten isteyip bıraktığımız, yani herhangi bir olumsuz düşünce ve duygu durumuna düşmediğimiz her şey zaten kendiliğinden gerçekleşir. Hepimiz yaşamışızdır, bazen zihnimizin en boş olduğu anlarda, bir tatlı çeker canımız. ‘Bir tatlı olsa da yesek’ deriz ve çok kısa bir zaman içinde bir arkadaşımız ya da aileden biri elinde bir tatlı paketi ile çıkagelir. Nasıl olur bu? O kuantum alanında yani sonsuz seçeneklerin olduğu alanda bir niyet verdiğimizde o niyet, araya hiçbir zihinsel düşünce ve duygu girmediği, yorum ya da beklentinin olmadığı alanda yani AN’da gerçekleşir. Çünkü bu alan tamamen kalbin titreşim alanıdır, evrenin akışına olan inancın, güvenin ve kabulün olduğu alandır, ‘Neden olmuyor?’ demeye fırsat bile bulamadığımız hızla gerçekleşme alanıdır ve kalbin rezonans alanı, zihnin rezonans alanından 60 bin kat daha güçlü ve 5 bin kat daha geniştir” açıklamasını yapıyor.
Zenginler, bu alana nasıl gireceğimiz ve nasıl hızlıca olmasını sağlayacağımız konusunda da şu bilgileri veriyor:
-
Fiziksel, zihinsel ve ruhsal olarak dengede kalarak,
-
Enerji seviyemizi yüksek tutarak,
-
Niyet, dua, hayal ve hedeflerimizi net ve detaylı bir şekilde belirleyerek,
-
Meditasyon ile imgeleme yaparak ve ‘olmuş gibi’ duygusuna girerek,
-
Her zaman görünen bir duvara hedef görsellerini asarak,
-
Olacağına inanarak ve olmuş gibi şükrederek,
-
Gereken çabayı göstererek,
-
O şeyin enerji alanına girerek (Örneğin o arabanın test sürüşünü yaparak),
-
Bu konularla ilgili başarı hikayelerini okuyarak, izleyerek,
-
‘Olmuyor’ diyerek vazgeçmeyerek, tekrar tekrar deneyerek,
-
Evrenin akışına ve zamanlamasına güvenerek…
-
Girdiler aynı ise sonuç değişmez
Hayallerimize kavuşmanın sadece istemekle olmadığını, gerçekten istemek gerektiğini anlatan Köse, sözlerini şöyle sürdürüyor: “Çünkü gerçekten isteyenler, bu uğurda ellerinden gelenin en iyisini yapmaya gönüllüdürler. Onunla yatar, onunla kalkarlar, zihinlerinde yaşarlar, yüreklerinde hissederler ve fiziksel olarak da tüm gayreti gösterirler. Bu uğurda bazen düşmeyi, ancak her düşüşte yine kalkmayı ve her kalktığında hayal kırıklığı ve umutsuzluk ile değil, edindiği dersler ve daha da motive olarak, deneyimlemiş yani öğrenmiş olarak tekrar denerler, vazgeçmezler. Hatta bazen en başa dönmek zorunda kalırlar, çünkü bilirler ki tüm girdiler aynı ise sonuç asla değişmeyecektir. Hayatımızı bu kadar kolaylaştıran icatlara bir bakın, bir günde mi oldular? Aylar, belki de yıllar ve binlerce deneme sonucu ortaya çıktılar. Ya o mucitler bıkıp usansalardı ya da bazı bahanelerin arkasına sığınıp vazgeçselerdi? Bugünkü teknolojik gelişmeye ulaşmamızı sağlayan kişiler, kimbilir kendi hayatlarında nelerden fedakârlık ettiler ya da vazgeçtiler?”
Olacağına dair inanmak şart
Köse, hayallerimize/hedeflerimize ulaşmanın, her şeyde olduğu gibi bir süreç olduğunu, bu süreci sağlıklı ve dengeli bir şekilde tamamlamak için ihtiyacımız olanın sadece inanç, sabır, emek ve olacağına dair duyulan güven olduğunu vurguluyor. Bu sürecin daha dengeli ve sağlıklı ilerleyebilmesi, kişiye uygun hedef belirleme, kişinin potansiyelinin ve enerji seviyesinin belirlenmesi ve hedefe giden yolda onu aşağıya çeken durumların belirlenerek iyileştirilmesi konularında bir uzmandan destek alınmasını da tavsiye ettiklerini belirten Köse ve Zenginler, bu çalışmaların, hayal ve hedeflere gidilen yolda kişinin hem inancını, motivasyonunu, dolayısı ile enerji seviyesini yükselteceğini hem de hız kazandırarak süreci kısaltacağını belirtiyorlar.
